19 Temmuz 2013 Cuma

Allah'ın Detay Sanatı

Hücrenin İçindeki En Temel Detay: Protein

Hücrenin yapı taşlarından olan protein, aminoasitlerin sıralı dizilimi sonucunda oluşur. Bir proteinin oluşması için pek çok temel şart vardır. Bunlardan bazıları:
Aminoasitlerin peptid bağı adı verilen oldukça özel bir bağ ile bağlanmaları,
Tümünün "sol-elli" olması,
Ve özel bir dizilim ile bir araya gelmeleri gerektiğidir.
100 aminoasit uzunluğundaki küçük bir protein zincirinde bile bütün aminoasitlerin tesadüf eseri sol-elli olması, yine tesadüf eseri özel belirlenmiş bir sıralama ile bir araya gelmesi, üstelik yine tesadüfi olarak birbirine peptid bağı ile bağlanmış olması hiçbir şekilde mümkün değildir. Bu ihtimallerin hiçbirinin tesadüfen mümkün olamayacağını gören bilim adamları bu konuda bir hesaplama yapmışlar ve böyle bir ihtimalin yaklaşık 10190'da 1 olduğunu tespit etmişlerdir. (Bu sayı 10 sayısının yanına 190 sıfır gelmesiyle oluşur). Böyle bir ihtimalin gerçekleşebilmesi için Dünya'nın yaşı kadar uzun bir süre verilse bile, bu proteinin tesadüflerin eseri olarak oluşması imkansızdır. Nitekim matematiksel olarak da 1050'de bir ihtimalin "sıfır" olarak kabul edildiğini de göz önünde bulundurduğumuzda, bu gerçek çok daha açık bir şekilde ortaya çıkar. Çünkü 10190 sayısı, yaklaşık 4 tane 1050 sayısından oluşmaktadır. (1050.1050.1050.1040=10190)
Proteinler, hücrelerin hem inşaat malzemesini hem de çok karmaşık makinelerini oluştururlar. Tüm bedeninizin, daha geniş bir ifadeyle tüm canlılığın temelidirler. Tek bir proteinin kendi kendine, tesadüflerin eseri olarak oluşma ihtimali imkansızken, bu mükemmel yapının hücrenin temelini oluşturması, bu kadar çok proteinin bir araya gelmiş ve sürekli olarak yeniden üretiliyor olması, evrim teorisini temelinden geçersiz kılan oldukça önemli bir gerçektir.
Allah, kendi kendine oluşması imkansız olan bu mükemmel hammaddeyi insanlara tanıtarak Kendi yaratma sanatının üstünlüğünü göstermektedir. İnsan, kendisini oluşturan sayısız proteinin varlığını sadece birkaç saniye düşünerek, Allah'ın her an bir mucize yaratmakta olduğu gerçeğini tüm açıklığıyla görebilir. Kendisine verilmiş bu büyük nimet karşılığında yapması gereken ise yalnızca şükredici olmaktır.
Öyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti (insanlara gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah,) onların nezdinde olanları sarıp-kuşatmış ve herşeyi sayı olarak da sayıp-tespit etmiştir. (Cin Suresi, 28)

Kusursuz Arıtma Sistemi: Böbrekler

Sadece 10 cm büyüklüğündeki böbreklerin insan bedeninde kesintisiz olarak yaptıkları işlemler, dev diyaliz makineleri ile zorlukla gerçekleştirilebilmektedir.
Sadece 10 cm büyüklüğünde bir makine icat etmek ve bunun içine kan, su ve diğer sıvıları tam olarak arıtabilecek bir sistem kurmak oldukça zordur. Arıtma işi için bir tesis gerekir. Yaklaşık 10 cm'lik bir alan içinde bunu başarmak ise, hem işlemin gerçekleşmesi hem de sonuçları açısından yeterli olmayabilir. Su veya diğer sıvıların temizlenmesi belki başarılabilir ama insan için gerekli olan temiz kanın sağlanması, böylesine küçük bir cihazla henüz başarılamamıştır.
Ama şu bir gerçektir ki, dünyadaki insanların tümü, aslında bu özel arıtma sisteminin mükemmel bir örneğine sahiptirler. İnsanın sahip olduğu böbrekler, yaklaşık 10 cm büyüklüğünde, 100 gram ağırlığındadır. Bedeniniz, yaklaşık 1 milyondan fazla mikro arıtma tesisini bu 10 cm içinde barındırmaktadır. Size hayat veren her şeyi taşıyan kan, bu mikro arıtma tesislerinde sürekli olarak temizlenir. Tüm hücre ve dokularınıza ulaşan suyun da yoğunluğunu ayarlar. Böbrekler, dokularınızda bulunan sıvı miktarını ve bu sıvının yoğunluğunu bilir, vücutta gerekli düzenlemeleri yapar ve Allah'ın dilemesiyle yaşamınızı sorunsuz devam ettirmenize vesile olurlar.
Böbrekler görevini yapmadığında ise nasıl bir durum söz konusu olur herkes az çok bilir. Dev makinelerle haftada birkaç kere gerçekleştirilen diyaliz işlemi yeni bir böbrek nakledilinceye kadar külfetli bir çözümdür hasta için. Cihazın yetersiz kaldığı anda ise ölüm gerçekleşir. Bu olağanüstü arıtma tesisinin önemini ve mucizevi yönünü görebilmek için kuşkusuz bu örnek yeterlidir. Bu mükemmel organ henüz taklit bile edilememişken, evrimciler tarafından bunun tesadüflerle ortaya çıktığının öne sürülmesi kuşkusuz son derece mantıksız ve delilsiz bir iddiadır.
Bu sistem kuşkusuz olağanüstüdür ve tesadüfen oluşamayacak kadar çok detay ve kusursuzluk içerir. Çünkü bu sistem, insanı kusursuz bir mükemmellik içinde yaratan Allah'ın sanatını temsil eder. Bir insanın Allah'ın büyüklüğünü görüp iman edebilmesi için sahip olduğumuz bu organ başlı başına yeterlidir.
Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)

Buzun Altında Yaşama Olanak Veren Üstün Detay

Suyun neden şeffaf renkte olduğu, kumun nasıl olup da saydam bir cam haline gelip yaşantımızın en önemli parçalarından birini oluşturduğu veya dev bir geminin nasıl olup da suya batmadan okyanuslar üzerinde seyrettiği belki de üzerinde pek de düşünülmeyen konulardır. Tüm bunlara yaşam boyunca öylesine alışılmıştır ki, kum yüksek ısıda cam haline dönüşmese, yaşamın nasıl bir hal alacağı belki de kimsenin aklına gelmemiştir. Oysa, yaşamdaki büyük öneme sahip pek çok ayrıntı üzerinde biraz düşünmek, her birinin benzer ve bazen de hayati detaylarla donatıldığını gösterecektir.
Bu detaylardan bir tanesi de sudur. Bir bardak su, sıfırın altında bir derecede bekletildiğinde buz haline gelecektir. Suyun buz haline dönüşmesi, hayatımızdaki doğal olaylardan bir tanesidir. Ancak suyun buz haline gelmesinin ardındaki detaylar, bilinen fizik kanunlarının dışındadırlar. Allah'ın özel bir amaç üzere yarattığı sudaki özel detaylar, Dünya üzerindeki yaşamın sebeplerinden birini oluşturur.
Bilinen tüm maddeler ısıları düştükçe büzüşürler. Bunlara sıvılar da dahildir. Sıvılar, büzüşüp hacim kaybettiklerinde yoğunlukları artar ve böylece sıvının soğuk olan kısımları daha ağır hale gelir. Bu yüzden maddenin katı hali, sıvı haline göre daima daha ağırdır. Buna bir çeliğin sıvı ve katı hallerini örnek olarak verebiliriz. Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+4°C'ye) düşene kadar büzüşür, ama sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Yani buz, aslında "normal" fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer. İşte bu nedenle donan deniz ve göl yüzeylerinin alt kısmı, canlı yaşamının devamına olanak veren +4 derecelik sularla kaplıdır. Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, Dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde ve denizlerde yaşam kalmayacak, ekolojik denge tamamen bozulacak ve bu durum zamanla tüm canlılığın sona ermesine neden olacaktır.
Suya özel olarak verilmiş bu ayrıcalık, insana nimet olarak sunulmuş önemli bir detaydır. Ona böyle bir farklılık verilmiş olması ve bununla verilen mesajı anlayabilmek, insanı, Allah'ın yarattığı nimetlere karşı daha duyarlı hale getirmek için çok önemlidir. Elbette fizik kurallarının her biri de Allah'ın yarattığı sebeplerdir. Ancak kuşkusuz Allah dilese sebepsiz yaratır, hiçbir şeyi hiçbir kanuna veya kurala bağımlı kılmayabilirdi. Allah, buna muktedir olduğunu bizim için hayati olan detaylarla göstermektedir. Allah'ın bu üstün detay sanatı yeryüzünün her noktasında hakim olan bir gerçektir.
Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 17-18)

Vücuttaki Özel Temizleme Birimi

İnsan vücudunda, hücreler sürekli olarak beslenir, çoğalır ve ölürler. Bunun denetimi vücutta mükemmel şekilde gerçekleşir. Çünkü hücre, kendisini kopyalayabilecek, besleyebilecek ve yok edebilecek özel donanımlarla birlikte yaratılmıştır.
Vücutta zamanla ölen hücrelerin bir şekilde ortadan kaldırılıp temizlenmesi gerekmektedir. Hücrelerin yok edilmeleri gerektiğinde, kendi kendilerini ortadan kaldıran bir dizi proteinleri vardır. Hücre vücut için faydalı ve işler durumdayken, bu proteinleri asla devreye sokmaz. Ancak yaşlandığı, hastalandığı, işe yaramaz veya kötü huylu bir hale dönüştüğünde, öldürücü proteinler çözülürler, etkin hale gelir ve hücreyi öldürürler.
Hücrenin Allah'ın dilemesiyle tam zamanında ve yerinde tedbir alması çok büyük bir nimettir. Bu vesileyle vücutta sağlıklı hücreler varlıklarını sürdürürken, hastalıklı ve yaşlı hücreler sürekli olarak yok edilmektedirler. Vücut daima sağlıklı kalmakta, ölen hücreler büyük bir hızla yenilenmektedir.
Vücutta zamanla ölen hücreler, kendi kendilerini ortadan kaldıran bir dizi protein tarafından yok edilirler. Yalnızca hücre öldüğünde veya hastalandığında devreye giren bu proteinler, müthiş bir kontrol mekanizması dahilinde hareket ederler. İnsanın iradesi dışındaki bu mekanizma, tüm varlıkların Yaratıcısı ve hakimi olan Allah'ın kontrolündedir.
İnsanın hayatta kalabilmesi için oldukça fazla sayıda unsurun bir araya gelmesi gerekir. Ama insan hiçbir zaman bu unsurların ve bunların arasındaki mükemmel denetimin farkında olmaz. Bedende, ne zaman hücre üretilmesi gerektiği, ne zaman hücrenin yok edilmesi gerektiği, insanın iradesi ve bilgisi dışında kusursuz bir zamanlama ve düzen içinde işler. Bunun sebebi, tüm bu denetim ve kontrolün, bütün bunları yaratan Allah'a ait olmasıdır.
İnsana sunulan nimetlerin her birinin özel bir amacı olduğunu unutmamak, oldukça önemlidir. İnsan, her şeyin bir sebep ile ve kusursuz bir sistem dahilinde yaratıldığını ve kendisine bir nimet olarak verildiğini derinlemesine düşündüğünde, Allah'ın üstün kudretini daha iyi kavrayabilir. Etrafındaki gerçekleri ve güzellikleri daha iyi görebilir. Kendisini kuşatan gerçek, sahip olduğu her şeyi sonsuz güç sahibi Allah'ın yarattığı ve Kendi idaresinde tutmakta olduğu gerçeğidir. İnsanın üzerinde Allah'ın rahmeti çok büyüktür.
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten Rauf (şefkat eden ve) Rahim olmasaydı (ne yapardınız)? (Nur Suresi, 20)

Kusursuz Bir Haberleşme Ağı: Beyin

Bir yere baktığımızda, bir şey düşündüğümüzde veya bir koku aldığımızda, beynimizde bir hareketlenme başlar. İlgili sinirler, bir elektrik akımı vesilesiyle gelen mesajları yorumlarlar. Bir bardağa baktığımızda, onun bardak olduğunu anlamamızın nedeni, beyindeki sinirlerin onu "bardak" olarak yorumlamasıdır.
Bir şeyi düşüdüğümüz sırada beynimizde olanlar, sinirlerin birbirleriyle koordinasyon kurmaları ve birbirlerinin üzerinden elektrik akımlarını geçirmeleridir. Karşımızdaki bardağın görüntüsünün beynimizde oluştuğunu zannederiz. Oysa, bardaktan gelen görüntü beynimize sadece bir elektrik sinyali şeklinde ulaşmıştır ve zifiri karanlık beyinde bardağın görüntüsünden en ufak bir iz yoktur. Düşünmemiz, koklamamız, görmemiz, kısacası dış dünyayı algılamamız için verilmiş olan sebepler, sinir hücreleri arasındaki işlemlerdir. Bu gerçek karşısında, 10 milyar sinir hücresinin beynin içinde özenle yerleştirilmiş olması ve bizimle ilgili her şeyin kontrolüne vesile olmaları, dahası bizlere renkli bir dünya sunmaları, elbette büyük bir mucizedir. Bu büyük mucizenin sahibi Yüce Allah'tır. Kuşkusuz, insan hiçbir şey değilken onu yoktan yaratan Allah için tüm bu sebepleri yaratmak çok kolaydır.
Beynin sahip olduğu sistem, hala anlaşılmaya çalışılan önemli bir sırdır. Henüz insan bunu anlamaya güç yetirememişken ve sistemin tümü üstün bir yaratılışı ispat etmekteyken, kör tesadüflerin bir yaratıcı gücü olduğuna ihtimal vermek büyük bir cehalettir. Allah, rahmeti ile, yarattığı varlıkları vesile ederek insanlara Kendi Yüceliğini ve üstün yaratma sanatını sürekli olarak hatırlatmaktadır. Tüm bunları görüp anlayabilen iman sahipleri, dünyada da ahirette de kurtuluş bulanlardır.
Göklerde ve yerde olan ne varsa O'ndan ister. O, her gün bir iştedir. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?(Rahman Suresi, 29-30)

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Allah'ın Detay Sanatı

İnsan Beyni ve Sahip Olduğu Üstün Enerji

Beyin, yaklaşık olarak %80 su, %10 yağ ve %8 proteinlerden meydana gelir. Geri kalan bölümünü ise, karbonhidrat, tuz ve diğer mineraller oluşturmaktadır. Beyindeki her sinir, elektrokimyasal sinyaller alarak işler. Sinir ağları, çok sayıdaki bağlantılarını zayıflatarak veya güçlendirerek anıları saklarlar. Ve bunun sonucunda da hafıza oluşur. Alışılmadık durumlarla karşılaşılması, örneğin ilk defa bakılan bir portre, hücrelerin kendi aralarında farklı düzenlemelere girmelerine neden olur. İlgili sinirler aniden bağlantılarını güçlendirir ve karşılaşılan durumu tanımlamaya çalışırlar. Kaydedilen veriler, ikinci deneyimde, işlemin daha hızlı gerçekleşmesini sağlar. Dolayısıyla aynı portreye ikinci defa bakıldığında portre artık tanıdık gelecektir. Yaşam boyu tekrarlanan işlemler, genel bir görüntü olarak beyinde saklanır. Beyinde hafızaya kaydedilen her an, 100 milyar sinirin saatte 400 km hızla yaptığı 1000-500.000 arasındaki bağlantı vesilesiyledir.
Bu müthiş kapasiteye sahip olan beyin, loş bir lambayı aydınlatabilecek kadar enerji kullanmaktadır. Vücut ağırlığının sadece 50'de biri olan beyin, vücudun tüm oksijen ve glikoz ihtiyacının 1/5'ini tüketmektedir. Beyin öylesine önemlidir ki, kalpten çıkan ilk kan ona gönderilir, herhangi bir sebeple bedende kalan az miktarda kan ise, öncelikle onu hayatta tutmaya çalışır. Kalp, damarlar ve tüm diğer organlar, adeta bu gerçeği bilirler.
Beyinde meydana gelebilecek en küçük bir hasar, insanı sakat bırakabilir veya öldürebilir. Beyin öylesine hassastır ki, elektrik sinyallerinin tek bir sinire ulaşamaması, insana dış dünyayı hissettiren duyularından bir tanesini kaybettirebilir. Beyindeki tek bir nokta bile tesadüfen oluşamayacak, tesadüfen değişemeyecek kadar kusursuz bir donanım ve organizasyona sahiptir.
İnsan beynindeki bu mükemmellik insana verilmiş büyük bir nimettir. Bu büyük nimet, kullarına karşı iyiliği çok olan (Berr), kusursuzca var eden (Bari) ve kudret sahiplerinin üzerinde olan (Mütekebbir) Allah'ın üstün yaratma sanatıdır.
O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Mümin Suresi, 13)

Atomdaki Hayranlık Uyandırıcı Detay

Atom, çekirdeğinde birbiri ile yapışık haldeki proton ve nötronlar ile çekirdeğin çevresinde hızla dönen elektronlardan oluşur. Çekirdek, nötronun yüksüz olması ve protonun artı yüklü olması sebebiyle artı yüklüdür. Elektron ise, protonun taşıdığı artı yük oranında eksi yük taşımaktadır.
Eğer proton ve elektronun elektriksel yükleri eşit olmasaydı evrendeki tüm atomlar, protondaki fazla artı elektrik nedeniyle, artı yüklü hale gelecek ve birbirlerini iteceklerdi. Bunun sonucunda ise insanlar da dahil olmak üzere yeryüzündeki her şey, tüm denizler, dağlar, Güneş Sistemi'ndeki tüm gezegenler ve evrendeki bütün gök cisimleri aynı anda sayısız parçaya ayrılıp yok olacaktı.
İnsan sakin yaşamı boyunca, ne birbirini çekmekte olan atomaltı parçacıklarının, ne çekirdek etrafında hızla dönen elektronların, ne de bunların içindeki hassas denge ve güçlerin farkındadır. Bir atomun, ayrılan en küçük parçasında bile öyle nefes kesici detaylar vardır ki, tüm bunları insandan, insanın bildiği her türlü dünyevi güçten çok daha büyük bir gücün, mutlak irade sahibi olan Allah'ın var edip yarattığı açıktır.
İnsan, oldukça hassas ve inceliklerle dolu bir sistemin içinde yaşamasına rağmen hiçbir zaman zorluk ve endişe içinde değildir; çünkü bu hassas sistem, kusursuz şekilde yaratılmıştır. Buna rağmen çoğu insan sahip olduğu bu nimetlerin farkında değildir. Eğer bu nimetlerden biri elinden alınsa, insan o zaman ne kadar aciz olduğunu ve o güne kadar büyük bir rahmetle kuşatıldığını anlayabilir. Ancak imtihan olarak yaratılan dünya hayatında önemli olan, insanın nimet ve rahmet içindeyken şükredici olması, Allah'a yönelmesidir. Bu dünya hayatının yaratılma amaçlarından biri, hangi insanların nimetleri hakkıyla takdir edebileceğini, hangilerinin gaflet içinde nankörlük edeceğini belirlemek içindir. Aklını kullanan ve iman eden bir insan için yapılması gereken, bütün bu nimetleri Yüce Allah'ın dışında bir gücün veremeyeceğini bilmek ve bunu sürekli olarak tefekkür etmektir.
O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

Muhteşem Isı Reseptörlerini Kullanan Sivrisinekler

Etrafta bir canlının varlığını anlayabilmek için o canlının ısı yayması sivrisinekler için yeterlidir. Çünkü sivrisinekler oldukça hassas ısı reseptörlerine sahiptirler. Çevrelerindeki her şeyi ısılarına göre farklı renklerde algılarlar. Bu algılama ışığa bağlı olmadığı için bir sivrisinek için karanlık bir odada kan damarlarını seçebilmek hiç de zor değildir. Sivrisineğin ısı reseptörleri 0.05 C derece kadar küçüklükteki ısı farklılıklarını bile hissedebilecek kadar hassastır.(http://www.colostate.edu/Depts/Entomology/ courses/en507/papers_1997/roachell.html)
İnsan, böyle bir yeteneğe sahip değildir. Allah bu üstün yeteneği, insandan kat kat küçük bir sivrisineğe vermiş ve bununla yön bulmasını, kendisine yiyecek sağlamasını ve tehlikelerden korunmasını sağlamıştır. Büyüklüğü 1 cm'yi bile bulmayan bir canlıda bu üstün algı sistemini var edecek Allah'tan başka hiçbir güç yoktur. Yeryüzünde, ısıya göre hareket edebilecek böylesine küçük ve kusursuz bir mekanizma meydana getirip sonra ona can verebilecek hiçbir irade yoktur. Bunun, kör tesadüflerin bir eseri olarak kendi kendine gelişmiş olduğunu iddia etmek ise kuşkusuz son derece mantıksızdır.
Tarafsız düşünebilen mantıklı her insan, herhangi bir tesadüfi olayın, değil mükemmel yapıdaki kompleks sistemleri oluşturmak, aksine onu bozup yıkıma uğratacağını bilir. Bu gerçek apaçık ortadadır. Sivrisinekte üstün nitelikteki ısı algılama sistemini yaratan, her şeye şekil ve suret veren, onları her an kontrolü altında tutup gözetleyen, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır.
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun, Biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkara saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamde layık olandır. (Nisa Suresi, 131)

Üstün Hafızasıyla Fındıkkıran Kuşu

Şu ana kadar tespit edilmiş, hafızası en güçlü kuş, fındıkkıran kuşudur. Bu kuş, Kuzey Amerika'da büyük kayalık dağların çevresinde ve Büyük Kanyon'da yaşar. Besin maddesi ise çam fıstığıdır. Ancak bu fıstıklar, sadece Eylül ayının birkaç haftasında yenilebilir durumdadırlar. Dolayısıyla, kuşun diğer zamanlar için fıstıkları saklaması gerekmektedir. Bunun için yer belirler. Çam ağaçları ile kuşun fıstıkları saklamak için belirlediği yer arasında kimi zaman 20 km'yi aşan uzaklıklar olabilmektedir. Fındıkkıran kuşu, çamlardan topladığı fıstıkları, saklamak amacıyla belirlediği yerlere gömmeye başlar. Fıstığı tek hamlede sert toprağın içine sokar ve bazen de işaret için üzerine bir taş bırakır. Hareketli geçen 3 hafta boyunca fındıkkıran kuşu sürekli olarak fıstık toplar. Uçtuğu sırada yer şekillerini, uğradığı ağaçları, kaya yamaçlarını mucizevi şekilde hatırlar ve bunları kafasında canlandırdığı haritaya ekler. Fındıkkıran kuşunun, bu kısa ve verimli dönem boyunca Büyük Kanyon'un yüzlerce kilometrelik alanına dağıtarak gömdüğü 100 bin fıstığın yerini ezberlemesi gerekmektedir.
Fındıkkıran kuşu, önündeki aylar boyunca beslenebilmek için ezberlediği haritaya ihtiyaç duyacaktır. Eğer gömdüğü fıstıkların nerede olduğunu hatırlayamazsa hayatta kalamaz. İşaretleri birer fotoğraf şeklinde hatırlaması da zordur, çünkü kar manzarayı değiştirmiştir. Dolayısıyla bıraktığı işaretler de yok olmuştur. Ama bu durum, kuşun kafasını karıştırmaz. Gömdüğü yaklaşık 100 bin fıstığın %90'ını bulur. (http://www.colostate.edu/Depts/Entomology/ courses/en507/papers_1997/roachell.html)
Bir kuşun, yemesi gereken besinin yılın belli bir döneminde sona ereceğini, bu nedenle hayatta kalması için bunları saklaması gerektiğini bilmesi kuşkusuz imkansızdır. Ona, besin maddesini, kış için belirli yerlere gömmesi gerektiği öğretilmemiştir. 100 bin fıstığı gömdüğü yerleri tek tek aklında tutması gerektiğini bilmesi mümkün değildir. Ancak bu canlı, bunların tümünü mükemmel şekilde yapar. Çünkü yeryüzündeki her varlık gibi o da Allah'ın ilhamıyla hareket eder. Bir yıl boyunca, hakkında hiçbir belirti olmayan binlerce fıstığı hiç zorlanmadan bulabilmesi için ona tüm bunları yapmasını ilham eden, onu yaratıp var eden Allah'ın gözetimine ve yardımına ihtiyacı vardır.
Yarattığı varlıklar üzerinde gözetici olan ve onlara sınırsızca, hesapsızca ve bilinemeyecek yerlerden sürekli olarak rızık veren Allah'ın yaratması gözler önündedir. Küçücük bir kuşta sergilenen bu detay, Allah'ın büyüklüğünü ve Yüceliğini bir kez daha en güzel şekli ile sergilemiştir.
Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir. (Ankebut Suresi, 60)

Bize Nimet Olarak Verilmiş Hayranlık
Uyandırıcı Bir Detay: Deri

Bize düzgün bir görüntü veren, bedenimizin içinde süren olağanüstü hareketliliği gizleyen ve dış dünya ile bağlantımızı sağlayan en önemli duyulardan birini, "hissetmeyi" sağlayan kusursuz bir kılıftır deri. İçinde algılayıcı sinirler, dolaşım kanalları, havalandırma sistemleri, ısı ve nem ayarlayıcıları gibi sayısız faktör görev yapar. Deri; hem sağlam, hem de esnektir. Bir başka deyişle, bir arada olması neredeyse mümkün olmayan iki özelliğe birlikte sahiptir.
Deri, vücutta 2m2'lik bir alanı kaplar ve ağırlığı 3 kg'dır. Deri hücreleri ortalama bir hafta yaşarlar. Sonra ölür ve yenilenirler. İnsanın yaşamı süresince 20 kg deri hücresi üretilir. Derinin her cm2'sinde temasları algılamayı sağlayan ve bulundukları yere göre değişik görevler üstlenen duyu hücreleri bulunmaktadır. Örneğin kaynar suya eliniz değdiğinde, alıcılar devreye girer ve ilk olarak sıcağı sonra da acıyı hissetmenizi sağlarlar. Derinin üzerindeki alıcıların 30.000 tanesi sıcaklığı algılarken, 3.500.000 tanesi de acıyı hisseder.
Deri, bir insanı sarıp kuşatan mükemmel bir kılıftır.
Dış etkenlerden olumsuz etkilenmeyen, müthiş bir esnekliğe sahip olan, her mm2'sinden vücuttaki sinirlere, oradan da beyne mesaj iletebilen, sürekli olarak yenilenen ve sinir ve damar ağından oluşan bir insanın suretini mükemmel kılan bu özel eser, açıkça bir mucizedir. Allah bu mucizeyi her insanda var eder. Allah, bu mucizenin en küçük parçasına bile his verir. Allah bu mucizeyi o kadar kusursuz yaratmıştır ki, günümüz teknolojisi ile bir benzerinin yapılması imkansızdır.
Allah yarattığı bu kusursuz kılıf ile bizleri korur, bizlere dokunma nimetini verir ve bizlere güzel suretler bağışlar. Bu mükemmel nimet ve kusursuz detay, Allah'ın üstün ilmi ile insana özel olarak yaratılmış ve ikram edilmiştir.
Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne Yücedir. (Mümin Suresi, 64)

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Allah'ın Detay Sanatı

Vücudun Denetimine Vesile Olan Önemli
Bir Detay: Hipofiz Bezi

Hipofiz bezi, 0.5 gr ağırlığında, bezelye tanesi büyüklüğünde bir et parçasıdır. Vücutta sayısız hormona görevler dağıtan, hiçbir aksama olmadan her birini denetleyen bu yaratılış harikası, Allah'ın insan bedenini denetlemek üzere yaratıp görevlendirdiği bir nimettir.
İnsan beyninde yaklaşık 0.5 gr. ağırlığında, bezelye tanesi büyüklüğünde bir et parçası bulunmaktadır. Bu ufak et parçasına,  Allah'ın dilemesiyle, vücudun tümünü yönetme ve denetleme görevi verilmiştir. "Hipofiz bezi" adı verilen bu organ, yeryüzünün en kompleks, en hatasız ve en hayati idarecisi olarak yaratılmıştır. Sayısız hormona görevler dağıtır, hiçbir aksama olmadan her birini denetler ve mutlaka her biri için belirlenmiş bir işi vardır.
Aynı anda başımızı ve kollarımızı hareket ettirir, duyar, görür, gülümser, konuşur ve dokunuruz. Bizimle konuşulanları anlar, zihnimizde çeşitli yorumlar yaparız. Bize gelen tüm hisler ve yaptığımız tüm hareketler, hormonların vesilesiyle gerçekleşmektedir. Eş zamanlı olarak gerçekleşen yüzlerce iş, eksiksiz ve rötarsız olarak hipofiz bezinin kontrolü ile yerine getirilir. Bir insan bedeninde hormonların bazılarının geç hareket etmesi, bazılarının da aldıkları mesajı iletmeyi başaramadıkları bir durum söz konusu değildir. Karşımızdaki kişinin bizimle konuştuğunu görüyorken, ondan gelen sesi dakikalar sonra duyduğumuz veya elimiz kaynar su ile yanarken, yanma hissinin bize hiçbir zaman ulaşmadığı, dolayısıyla biz bunu fark edene kadar elimizde ciddi bir yanık oluştuğu bir durum, özel hastalık durumları dışında, muhtemelen hiç söz konusu olmamıştır. Çünkü kendisi de protein, su ve yağdan oluşan 0.5 gr. ağırlığındaki bir et parçası olan hipofiz bezi, tüm haberleşmeyi kusursuz gerçekleştirmek için görevlendirilmiştir. Onun yaratılması da, yaptığı işlerin kontrolü de alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.
Yeryüzündeki her varlığın her yaptığı iş, ancak Allah'ın dilemesiyledir. Hiçbir varlığın kendine ait, Allah'tan bağımsız bir gücü yoktur. Allah dilediği takdirde, yarattığı her varlıkta Kendi kudretini, gücünü ve yüceliğini dilediği şekilde tecelli ettirir. Hem bedenimizde hem de çevremizde gördüğümüz, göremeyip de bilgisine sahip olduğumuz her şey, Allah'ın Yüce varlığının birer tecellisidir.
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir. Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır. Gerçek şu ki size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim. (Enam Suresi, 102-104)

Kar Üstünde Yaşayan Kutup Ayılarını Soğuktan Koruyan Mükemmel Detay

İnsan bedeninde olağanüstü sistemler vardır. Nasıl işledikleri, nasıl kesintisiz hareket ettikleri, sorunlar karşısında nasıl "tedbirler" alabildikleri ve nasıl hata yapmadıkları gerçek anlamda hayranlık vericidir. Ancak bu üstünlük yalnızca insana verilmiş bir ayrıcalık değildir. Yeryüzündeki tüm canlılar, dev balinalardan karıncalara, tek hücreli alglerden kaplanlara kadar her biri, birbirinden küçük ya da büyük farklara sahip ama benzer derecede hayranlık uyandıran donanımlara sahiptirler. Yeryüzündeki bu olağanüstülüğe şahit olup da bir insanın, Allah'ın eserlerini inkar edebilmesi gerçek anlamda bir mucize, ayette belirtildiği gibi büyük bir cahillik özelliğidir:
Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (Enam Suresi, 111)
Örneğin kutup ayıları, tüm donanımlarıyla buzullarla kaplı soğuk ortamda yaşamak üzere yaratılmışlardır. Bir kutup ayısı, ayak parmaklarının arasındaki oyuklar sayesinde buz yüzeyini vakum etkisiyle kolaylıkla kavrar. Böylelikle buz üzerinde uzun mesafeleri kaymadan rahatça yürüyebilir. Parmaklarının arasındaki ağımsı yapı sayesinde ise, saatte 10 km hızla yüzebilir ve 100 km gibi bir mesafeyi hiç dinlenmeden katedebilir. Sahip olduğu 5 cm kalınlığındaki özel kürkünün beyaz görünen tüyleri aslında şeffaftır. Fiberoptik özellikteki bu tüyler ısı kaybını önlerken, güneş ışınlarının sıcağını alttaki siyah renkli tüye kadar iletir. Kürkünün hemen altında ise, yine soğuktan koruyucu özellikte 10 cm kalınlığında bir yağ tabakası vardır. Kutup ayısının kürkü yüzmeye de elverişlidir. Suyun içinde tüyler birbirine yapışarak koruyucu bir kalkan oluşturur ve su geçirmez bir dalış elbisesi görevi görür. Tüm bu özellikler sayesinde kutup ayısı, 37 derecelik vücut sıcaklığını suyun içinde veya buzun üzerinde mutlaka korur.
Saydığımız tüm bu özellikler, yeryüzündeki bir canlının yaşamını devam ettirebilmesi için çok büyük öneme sahiptirler. Yeryüzündeki varlıkların çok detaylı ve kusursuz yapıları, bunların tesadüfen meydana gelemeyecekleri, hatta tüm bunlara insanın bile güç yetiremeyeceği gerçeğini açıkça ortaya koyar. Her şeyi kusursuz yaratan Allah'tır. Kutup ayısının soğuktan korunma sisteminde de bu gerçek açıktır. Bu canlıyı buzulların içine yerleştiren de, onu bu şartlara göre korunaklı donanımlarda yaratan da Allah'tır. Bu gerçek insana sürekli olarak, tüm varlıkların durumlarını ve davranışlarını mutlak iradesiyle takdir eden, Mukaddir olan Allah'ın büyüklüğünü hatırlatmaktadır.
Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Casiye Suresi, 13)

Bir Çift Gözdeki Üstün Detaylar

Bu satırlara baktığınız anda gözünüzden beyninize saatte 500 km hızla bir elektrik akımı ilerlemeye başlar. Bu akım, 600 bin sinir arasından herhangi biri ile beyne iletilir. Akım iletildiğinde, siz de karşınızdaki satırları okumaya başlarsınız.
Göz, 600 bin sinirle beyne bağlanır. Aynı anda 1.5 milyon mesaj alıp bunları düzenler ve saatte 500 km'lik hızla beyne gönderir. Tek bir noktaya baktığınızda, aslında birbirinden farklı yüzlerce detay görürsünüz. Göz, bunların hepsinden gelen mesajları ayırt eder, hepsini değerlendirir ve her birini beyne iletir. Elinizdeki kitap size oldukça yakınken, aynı anda arka planda gördüğünüz manzara oldukça uzaktır. Ama her birini aynı netlikte görürsünüz. Baktığınız yerdeki tek bir detay bile ihmal edilmez, tek bir nokta bile bulanık değildir. Karşınızdaki manzara ne kadar fazla detay içerirse içersin, o manzara içinde hareket eden küçük bir karıncanın bile görüntüsü beyninize mutlaka ulaşır.
Göz, 600 bin sinirle beyne bağlanır. Aynı anda 1.5 milyon mesaj alıp bunları düzenler ve saatte 500 km'lik bir hızla beyne gönderir. Göz, Allah'ın üstün kudretinin ve gücünün en önemli tecellilerindendir.
Hiçbir kamera, hiçbir televizyon bu netliği sağlayamamıştır. Hiçbir teknoloji ile göz vesilesiyle sağlanan mükemmelliği ve görüş hızını elde etmek mümkün değildir. İnsan, kendisine doğuştan verilmiş olan bu nimetten mahrum kalsa, etrafını tekrar görebilmek için yine bu kusursuz sisteme ihtiyaç duyacaktır. Bu da, ancak Allah'ın dilemesiyledir.
İnsan için, henüz anne karnında küçük bir embriyo iken yaratılmış bu özel nimet, Müstean olan yani Kendisi'ne her an ihtiyaç duyulan ve Kendisi'nden her an yardım beklenen Allah'ın bir ikramıdır.
De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?" (Mülk Suresi, 23)

Tat Alma Hücrelerindeki Üstün Detay

Günler içinde yenilenen dilimizdeki tat hücreleri, geçmişteki hücrelerin bilgisiyle donatılırlar. Bu nedenle 10 gün önce yediğimiz yemeğin tadı bize hala tanıdıktır. Çünkü, her bir hücreyi ve onun içindeki bilgileri üstün kudreti ile yaratan Yüce Rabbimiz'dir.
10 gün önce tadıp beğendiğimiz bir yemeğin tadını hatırlayabiliriz. Bu yemeği tekrar yesek, daha önce aldığımız aynı tadı alır ve aynı zevki duyarız. Çünkü yemeğin tadı bize tanıdıktır. Ancak ilginç olan, dilimizde bulunan tat hücrelerinin 10 gün öncekilerle aynı olmamasıdır.
Tat hücreleri, vücut sıcaklığının oldukça üstünde veya altındaki gıdalarla, asitli besinlerle her gün muhatap olurlar. Sıcak bir çay, buzlu bir meyve suyu, koyu bir kahve veya ekşi bir greyfurt suyu onları belli ölçüde yıpratır. Yıpranan ve zamanla görevlerini tamamlayan tat hücrelerinin yerini almak üzere tat tomurcuğunda yeni hücreler olgunlaşır ve eskilerinin yerini alırlar.
İnsanın farkında bile olmadığı bu işlemler o kadar hızlı gerçekleşir ki, bazen akşam yemeğinde kullandığımız tat hücreleri kahvaltıdakilerden farklıdır. Ama yine de sofrada yediğimiz yemeklerin tatlarını ilk defa algılıyor olmayız. Hiçbir zaman bir elmanın lezzetine şaşırmayız. Çünkü yeni oluşan her hücre, geçmişteki hücrelerin sahip olduğu bilgiyle donatılır.
Bedenimizdeki tüm diğer hücreler de sürekli yenilenir, ama hiçbir zaman burnumuzun şekli veya saçımızın renginde bir değişme olmaz. Yeni üretilen hücreler yerleşmeleri gereken yeri şaşırıp vücudun herhangi başka bir yerinde şekil bozukluğuna sebep olmazlar.
Ömrünü tamamlayan tat hücreleri eğer yenilenmese, tat alabilmek için yapılabilecek pek bir şey olmazdı. Yediğimiz şeyin lezzetli bir yemek veya bir tahta parçası olması bir şeyi değiştirmezdi. "Tatlı"nın neye benzediğini unutur, zehirli veya bozuk bir yiyeceğin farkına bile varamazdık. Çünkü bu üstün işleve ve bu güzel nimete vesile olan, özel olarak yaratılmış tat hücreleridir. Onları mükemmel bir hafıza ve üstün bir yenilenme sistemi ile yaratan ise, tüm varlıkların Yaratıcısı ve hakimi olan Yüce Allah'tır. Bu ve bunun gibi binlerce nimet, kullarına karşı iyiliği bol olan Allah'ın bir ikramıdır. Allah, karşılıksız bağışlayan ve rahmeti bol olandır.
Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü Kendisi'ne ait olan Allah'ındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır. (Sebe Suresi, 1)

Sahip Olduğumuz En Büyük Nimetlerden Biri: Su

Su, bir insan bedenini canlı tutabilmek için özel olarak yaratılmıştır. Bedenin her noktasını dolaşabilir, 100 trilyon hücrenin her birine besin taşır, oksijen ve enerji verir. Suyun sahip olduğu akışkanlık değeri, tüm bunları gerçekleştirebilmek için özel olarak belirlenmiştir. Bu özel yaratılış, Allah'ın üstün detay sanatıdır.
Yeryüzünün 3/4'ünü, insan bedeninin ise yaklaşık %70'ini su oluşturmaktadır. Su, insanın sahip olduğu her hücreye girer, içindeki her damarda dolaşabilir. 100 trilyon hücrenin her birine besin taşır, oksijen ve enerji verir. Su, yaşam için benzeri olmayan bir nimettir.
Bedenin hayatta kalabilmesi için vücudun her yerini dolaşabilme yeteneğindeki su, eğer şu an olduğundan daha akışkan olsaydı, canlıların yapıları suyun tahrip edici etkisi ile karşılaşacak ve buna pek uzun bir süre dayanamayacaklardı. Hassas moleküler yapıların su tarafından desteklenmesi mümkün olmayacak, canlı hücresinin son derece narin olan yapısı yaşamını sürdüremeyecekti. Eğer su şimdikinden daha az akışkan olsaydı, protein ve enzimler gibi makromoleküllerin ve küçük organellerin kontrollü hareketleri sona erecek, hücre bölünmesi imkansız hale gelecekti. Hücrenin tüm yaşamsal faaliyetleri fiili olarak donacaktı. Hücreler birer birer ölecek ve sonuçta organizma için de ölüm kaçınılmaz olacaktı.
En küçük bir molekülden okyanuslardaki balinalara kadar yeryüzündeki her şey suya muhtaç olarak yaratılmıştır. Su ise, tüm yeryüzü, canlılar, canlı bedeni ve bedenin içindeki en küçük moleküle kadar her şeye fayda getirebilmek için çok özel bir akışkanlık değeri ile var edilmiştir. İnsan bedenindeki hücrelere ulaşabilecek aynı özelliklerde bir başka sıvıyı üretmek günümüz teknolojisiyle mümkün olmamıştır.
Allah, insanın var etmeye gücünün yetmeyeceği muhteşem detayları, insan için büyük bir gereksinim haline getirmiş ve bolluk içinde ona ikram etmiştir. Bunun hikmetlerinden biri, düşünüp kavrayabilen insanlara Allah'ın kudretini hatırlatmak ve verdiği nimetlere şükretmelerini sağlamaktır. İnsanı yaşatan unsurlardan sadece bir tanesinin üzerinde düşünmek, bütün varlıklar üzerine hakim olan Allah'ın büyüklüğünü takdir edebilmek için başlıbaşına vesiledir.
Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 65)

14 Temmuz 2013 Pazar

Allah'ın Detay Sanatı

Hayranlık Uyandırıcı İnsan Gözündeki
Mükemmel Detaylar

Elinizdeki kaleme sadece birkaç saniye için bakarken bile gözünüzde yüz milyarlarca işlem gerçekleşir. Gözünüze gelen ışık ışınları korneadan, gözbebeğinden ve ardından da mercekten geçer. Buradaki ışığa duyarlı hücreler, ışığı elektrik sinyallerine çevirir ve sinir uçlarına uyarı olarak gönderir. Retinaya ulaşan görüntü orijinaline göre başaşağı durumda ve ters taraftadır. Ancak beyin bunu yeniden yorumlayarak görüntünün düz olmasını sağlar. Her iki gözden de ayrı ayrı görüntüler, bakılan cisme ait tüm özellikleri toplar. Her iki gözden gelen bu görüntüleri beyin tek bir görüntü halinde birleştirir. Nesnenin biçimini, rengini belirler ve ne kadar uzaklıkta olduğunu saptar. Ve bütün bu işlemler, saniyenin yalnızca onda biri kadarlık kısa bir süre içinde gerçekleşir.
Siz küçük bir noktaya bakarken de, büyük bir gemiyi incelerken de beyninizde aynı işlemler gerçekleşmekte, baktığınız cismin görüntüsü ağ tabakadaki 1 mm'lik noktada oluşmaktadır. Ne elinizdeki kalemin size yakın olduğundan, ne de uzaktaki bir geminin kalemden büyük olduğundan emin olabilirsiniz. Her birinin oluştuğu yerin büyüklüğü aynıdır. Ama baktığınız her şeyde bir mesafe hissi vardır. Siz, neyin ne kadar uzaklıkta olduğunu anlayabilir, önünüzdeki sehpada duran bardağa uzanıp onu almada hiçbir zaman güçlük çekmezsiniz. Göz gibi mükemmel bir organı yaratan Allah, onu insanın hayal gücünü aşan detaylarla donatmış, beynin kusursuz mekanizmasını da "bir nesneyi bulunduğu yerde, tüm detaylarıyla görebilmek için" vesile kılmıştır. Yeryüzündeki tüm insanların sahip olduğu olağanüstü komplekslikteki gözler, Allah'ın üstün birer eseridirler.
Yeryüzündeki hiçbir teknoloji gözün başardığı işlemleri başaramamıştır. Bu mükemmel organın sırlarını anlayabilme çalışmaları sürekli olarak devam etmekte, bize nasıl renkli bir dünya sunduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır. Elbette ne birkaç santimetre büyüklüğündeki gözün, ne de görüntünün oluştuğu milimetrelik bölgenin tek başlarına insan için renkli bir dünya oluşturabilme güçleri olamaz. Dışarıda var olan maddeyi gören ve beyinde yeniden yorumlayan ruhtur. İnsana Kendi ruhundan üfleyerek görme, algılama, hissedip yorumlama gibi yetenekler veren ve bütün bunları olağanüstü sebeplere bağımlı kılan Kadir olan Allah'tır. Yaratılan görüntü de, onu gören hayranlık uyandırıcı gözler ve buna bağlı sayısız sistem de Allah dilediği için vardırlar ve O'nun dilemesiyle yaratılmışlardır.

Beyindeki Üstün Nitelikli Sinir Hücreleri

Bir insan beyni, içinde 100 milyar nöron barındıran muhteşem bir haberleşme ağına sahiptir. Bu mükemmel sistemin en küçük parçasının bile hasar görmesi, algı sistemimizde ciddi kayıplara neden olabilir. Böyle mükemmel bir yapının şuursuz tesadüflerle meydana gelmesi imkansızdır.
Yaptığınız her hareket, düşündüğünüz, konuştuğunuz, hissettiğiniz her şey beyninizde oluşur. Beyninizde bunu sağlayan haberleşme ise beyne ait sinirler, yani nöronlar tarafından sağlanır.
Bir nöronun ortalama genişliği 10 mikrondur. (Bir mikron milimetrenin binde birine eşittir). Nöronlar o kadar ufaktırlar ki, ortalama boyutlardaki 50 tanesi bu cümlenin sonundaki nokta işaretinin içine sığabilir. Bir insan beyninde ortalama 100 milyar nöron vardır. Eğer bu 100 milyar nöronu her saniye birer tane olmak üzere saymak isteseydik, o zaman bütün bu sayım işlemi 3.171 yıl sürerdi. Eğer bu 10 mikronluk 100 milyar nöronu tek bir çizgi haline getirebilseydik, bu uzunluk tam 1000 kilometre olurdu. İnsan vücut ağırlığının yalnızca %2'sini kaplayan bir organda böylesine uzun bir iletişim ağının varlığı şüphesiz harikulade bir mucizedir.(http://faculty.washington.edu/chudler/what.html) 
Yeryüzündeki yapay haberleşme ağlarının tümünü bir araya getirsek, tek bir insan beyni içindeki kadar sistemli, kompleks, kusursuz ve hızlı bir sistemi elde edemeyiz. Yaptığımız en küçük bir hareket için bile, bu haberleşme ağı müthiş bir faaliyet içindedir. Gelmiş geçmiş, milyarlarca insanın her biri, bu kusursuz iletişim ağına henüz anne karnındayken sahip olmuştur. İnsan beynindeki bu üstün kompleks koordinasyona benzerlik gösterebilecek bir teknoloji yeryüzünde yoktur.
Bu mükemmel sistemin sadece küçük bir parçası hasar görse, sadece tek bir nöron yerine getirmesi gereken görevleri gerçekleştiremese, bu durum beyinde elektrik iletiminin zarar görmesine ve dolayısıyla duyu ve his kayıplarına yol açabilir. Şu durumda bu olağanüstü hassas sistemde rastgele bir işlemin gerçekleşmesi beyin fonksiyonlarının büyük bir kısmını, hatta tamamını işlevsiz hale getirecektir. Bu gerçek gösterir ki, henüz sınırları anlaşılamamış olan bu benzersiz haberleşme ağının, evrimcilerin iddia ettikleri gibi tesadüfen meydana gelmesi imkansızdır. İnsanın sahip olduğu bu olağanüstü yapı, yeryüzündeki tüm canlı hücrelerini ve onlara hayat verecek vesileleri yaratan, Celalet ve Ululuk sahibi olan Allah'a aittir.
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir." (Ankebut Suresi, 20)

Tüm Varlıkların Yapı Taşı Olan Mucizevi
Bir Detay: Atom

Atomlar, bir canlı öldüğünde dağılır ve başka bir şeyin parçası olurlar. Artık bir ağacı, bir bakteriyi veya bir yağmur damlasını oluşturmak için birbirlerinden ayrılmışlardır. Her şeyin en temel yapı taşını oluşturan atomlar, oldukça küçüktürler. Yarım milyon atom üstüste gelse, ancak bir tek bir tüyün arkasına saklanabilirler. Buradan yola çıkarak tek bir atomun büyüklüğünü hayal edebilmek neredeyse imkansızdır. Bunu anlayabilmek için şöyle bir karşılaştırma yapabiliriz:
Milimetre, şu uzunlukta bir çizgidir: "-". Bu çizginin bin eşit parçaya bölündüğünü hayal edelim. Bu parçalardan her biri birer mikrondur. Mikroorganizmalar işte bu büyüklüktedirler. Tipik bir terliksi hayvan yaklaşık 2 mikron büyüklüğündedir. Yani gerçekten çok küçüktür. Bir damla su içinde bu canlıyı görmek isteseniz damlayı büyüterek çapını yaklaşık 12 metre yükseltmek zorunda kalırsınız. Ama aynı damladaki atomları görmek istediğiniz takdirde damlanın çapını 24 km'ye yükseltmeniz gerekir. Başka bir deyişle atomlar, bambaşka bir küçüklük ölçeğinde var olur. Atomların ölçeğine inebilmek için bu mikron dilimlerinden her birini alıp kırparak çok daha ince on bin dilime ayırmanız gerekir. Atomun ölçeği işte budur: Bir mm'nin on milyonda biri. Bu büyüklüğü de anlayabilmek için şu kıyası yapabiliriz: Bir atomun bir milimetrelik bir çizgiye oranı, bir parça kağıdın "kalınlığının" Amerika'nın en yüksek binalarından Empire State'in yüksekliğine olan oranıyla birdir. (Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi, Bill Bryson, Boyner Yayınları, 2003, sf.120)
Var olan her şeyi, Allah'ın dilemesiyle, bu muazzam küçüklükteki atomlar oluşturur. Bu olağanüstü küçüklükteki yapı taşının ise %99.9999'u boşluktur. Atomların bir araya gelip moleküller oluşturmaları için tek sebep, %99.9999 boşluk dışında kalan kütle içinde oldukça küçük bir yer kaplayan elektronlardır. Evrenin, güneşlerin, aslanların, tavşanların, dağların, gökdelenlerin, uçakların, insanın ve diğer her şeyin oluşma sebebi sadece budur.
Laboratuvarlarda kendi hücrelerini, kendi atomlarını inceleyen evrimci bilim adamları için tek bir atomu oluşturabilme imkanı var mıdır? Elbette olamaz. Bilim adamları henüz atomaltı parçaların detaylarını keşfetmekten uzaktırlar. Bu durumda, neredeyse tamamı boşluk olan bir milimetrenin on milyonda biri büyüklüğündeki parçalardan milyarlarca kilometrelik galaksiler yaratan Allah'ın Yüce kudreti ve yaratma sanatı aklını kullanan her insan için açıktır.
Yüce Allah, varlıkları "Ol" emri ile var eden, onlara mucizevi detayları sebep kılandır. Atomun sebep kılındığı her varlık, yani bu evrendeki her şey, bu özel yaratılışa en büyük delillerdendir.
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "Ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 73)

Yeryüzündeki Bitki Çeşitliliğinin Sebebi Olan Mucizevi Bir Detay: Tohum

Yukarıda görülen küçük üzüm çekirdekleri, asma dallarından sarkan birbirinden lezzetli üzümlerin sebebidir. Allah, toprağın altındaki küçük bir tohumu sebep kılar ve birbirinden güzel, birbirinden lezzetli ve hoş kokulu nimetleri yaratır. Bu, Allah'ın detay sanatıdır.
Her gün üzerine basıp geçtiğimiz kara toprağın içinden türlü güzellikte bitkilerin çıkması büyük bir mucizedir. Bir bitkinin Güneş'e doğru yönelmesi, bütün güç ve gayreti ile yukarıya doğru uzamaya çalışması, bu arada dallarının kalınlaşıp su ve mineralleri yerçekimine rağmen yukarı taşıyacak bir sisteme sahip olması hayranlık verici bir olaydır. Bitkinin kuru dallarından taze yeşil yaprakların çıkmasında, yaprakların arasından gözalıcı renklerde ve eşsiz kokularda çiçeklerin belirmesinde, bunun ardından tat, koku ve fayda açısından insan için özel yaratılmış meyvelerin oluşmasında heyecan verici bir olağanüstülük vardır. Kendi içinde sayısız karmaşık sisteme sahip bitkide gerçekleşen bütün bu mucizeler için ise 1-2 cm çapındaki bir tohumun sebep kılınmış olması üstün bir sanattır.
Bir bitkiye ait olan her bilgi, onu meydana getiren küçücük bir tohumun içinde saklıdır. Tohumlar ait oldukları bitkinin her dalına, her yaprağına, şekillerinin nasıl olacağına, dış kabuğunun ne renkte ve kalınlıkta olacağına, besin ve su taşıyan borularının genişliğine, sayısına, bitkinin uzunluğuna, meyve verip vermeyeceğine, verecekse bu meyvelerin tatlarına, kokularına, şekillerine, renklerine dair -kısacası bir bitkiyle ilgili olabilecek- bütün bilgilere sahiptirler. Bu, Allah'ın tek bir küçük tane içine yerleştirdiği olağanüstü bir bilgidir.
Evrimciler, yeryüzündeki tüm canlı varlıkların hayali evrimsel oluşumu hakkında senaryo kurarlar. Allah'ın üstün sanatını ve Yüce kudretini takdir edemez ve bir canlının Allah'ın dilemesiyle sahip olduğu ve daha pek çok detayı çözülememiş komplekslikler içerdiğini hesap edemezler. İnsanın, sahip olduğu bilinç ve imkanlarla bile tek bir meyveyi, tek bir yaprağı, tek bir tohumu meydana getiremeyeceğini görmezden gelmeye çalışırlar. Oysa bu açık bir gerçektir. Evrimciler yeryüzündeki tüm bilgi ve teknolojiyle bile, bitkinin tek bir canlı hücresini meydana getirememektedirler. Bu yaratılışı sürekli gerçekleştirmekte olan, alemler yaratan ve bunların içinde sanatını sergileyen Yüce Allah'tır. Onun ilmi ve sanatı her yeri kaplamıştır. Üstün ve güçlü olan Allah'ın benzersiz eserleri karşısında evrimciler, sürekli olarak yenilgiye uğramaktadırlar.
Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız. (Vakıa Suresi, 63-65)

Elektriği Hissedebilen Canlılardaki
Göz Alıcı Detaylar

Canlıların ısı dışında elektrik de yayma özellikleri vardır. Bir canlıya yaklaştığınızda yaydığı elektriği fark edebilmeniz zordur, çünkü hava yalıtkandır. Söz konusu elektriğin hissedilebilmesi için iletken bir ortam ve bunu fark edebilecek özel bir donanım gerekmektedir. Doğal iletken olan su ve suda yaşayıp vücuttaki elektrik akımından faydalanan bazı canlılar buna bir örnektir.
Suyun içinde elektriği hissedebilen ve bu hisse göre hareket edebilen bir canlı çok etkili bir duyuya sahip olmuş olur. Köpek balıkları, bu önemli avantaja sahiptirler. Sudaki tüm titreşimleri, suyun ısısındaki değişimleri, tuzluluk oranını ve özellikle de hareket halindeki canlıların yol açtığı elektrik alanındaki küçük değişiklikleri bile hissedebilirler.
Köpek balıklarının vücutlarında, içi jöle dolu çok sayıda oluk mevcuttur. "Lorenzini ampülleri" olarak adlandırılan bu özel organlar, mükemmel birer elektrik algılayıcısıdır. Köpek balıkları ve vatozlar bu algılayıcılarını kullanarak avlarını bulurlar. Öyle ki köpek balıkları, bir voltun 20 milyarda biri büyüklüğündeki akımları bile hissedebilirler. Bu muazzam bir güçtür. Evlerde bulunan kalem pilleri düşünün. Sadece 1.5 voltluk olan bu pillerden iki tanesini denizin içinde birbirinden 3000 kilometre uzağa koyduğumuzda köpek balıkları bu pillerin yaydığı akımı hissedeceklerdir. (John Downer, Supernature, The Unseen Powers of Animals, Published by BBC Worldwide Ltd., London 1999, s. 17)
Bir canlının, yaşadığı ortama uygun ve kendisi için hayati olan son derece özel bir sistemle donatılması, ancak onu var eden, ihtiyaçlarını ve bulunduğu ortamı bilen ve tüm bunları bir canlıda yaratmaya kadir olan Yüce Kudret'in dilemesi ile mümkündür. Bu üstün Gücün sahibi, Alim ve Aziz olan Allah'tır.
"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)